Liberteryenizmin Gerekçesi: Etik vs. Sonuç/Fayda
Normsuz bir dünyada argüman mümkün müdür?
Doğruların veya normların var olmadığı bir dünyada herhangi bir insanın herhangi bir eylemine bir gerekçeyle, argümanla karşı çıkmak mümkün değildir. İnsanların norm oluşturmaya çalışmasının sebebi varlıklarını devam ettirme isteğidir. Bu durum insanlığın devam etmesi gerektiği fikrinin objektif bir iyi olduğu anlamına gelmez. Yarın dünyadaki bütün insanlar kendilerini öldürmeye karar verse ve bunu gerçekleştirse kimse kalkıp da bunun objektif kötü olduğunu iddia edemez. Zaten ortada herhangi bir insan kalmamıştır.
İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli noktalardan bir tanesi birbirleriyle iş birliği yapmalarıdır. İnsan; yaralamak, çalmak, gasp etmek, öldürmek gibi eylemlerin kendi refahını artırmadığını, bunun yerine iş birliği yapmanın, anlaşmanın daha iyi olduğunu fark etmiş ve bu yönde ilerlemiştir. Bu gerçekliğin farkında olmak objektif iyinin, güzelin, doğrunun var olduğunu iddia etmek değildir. İnsanların barışçıl bir şekilde hayatlarına devam etme isteğinin var olduğu gerçeğini kabul etmek anlamına gelir. Liberteryenizm birçok ideoloji gibi barışçıl bir yaşamın nasıl mümkün olacağı konusunda argümanlar öne süren bir görüştür. Yalnızca liberteryen ilkelerin benimsenmesi durumunda bir toplumun özgür, adil, barış içinde, refah içinde yaşayabileceği iddiasındadır. Diğer ideolojilerden farkı, bireyci olmasıdır. Bireycilik, olayları ve eylemleri analiz ederken bir grup gözüyle bakmayı değil, birey açısından değerlendirme yapmayı gerektirir.
Zihinsel engellileri öldürmek meşrulaştırılabilir mi?
Öyleyse bireyin özgürlüğünü savunmak, bunun için bir gerekçe ortaya koymak nasıl mümkün olabilir? Liberteryenizmi temellendirmek için ortaya atılan faydacılık, sonuçsalcılık, sezgicilik gibi görüşler birey özgürlüğünü gerekçelendirebilir mi? Bu ve benzeri görüşlerin ortak sorunu kavramları tanımlamaktan veya açıklamaktan kaçınıyor olmalarıdır. Sonuçsalcı bir yaklaşımla liberteryenizmi savunan kişi serbest piyasanın ve özel mülkiyet haklarının olumlu sonuçlar getireceği için savunulması gerektiğini söyler. Peki olumlu sonuç nedir? Faydacılar serbest piyasa ve özel mülkiyet haklarının birey ve toplum açısından faydalı olduğu için savunulması gerektiğini öne sürer. Peki öyleyse fayda nedir? Bir sonucun olumlu veya faydalı olduğuna kim neye göre karar verecektir? Örneğin bir toplumdaki bütün zihinsel engellilerin toplanıp öldürülmesi o toplum için olumlu veya faydalı bir sonuç doğurur iddiasına karşı çıkılabilir mi? Zihinsel engelli insanlar kendi başlarına bir şeyler yapma becerisine sahip değillerdir, başkalarının yardımına muhtaç duyarlar. Öyleyse zihinsel engellileri öldürmek hem onlara yardım etmek zorunda kalan insanlar için olumludur/faydalıdır hem de ölen zihinsel engelliler için somut bir zarar doğurmamış olacaktır. Sonuçsalcı bir bakış açısıyla bu sonuçlara ulaşan bir insanın hatalı sonuçlara ulaştığını, bu yöntemin bir toplumda benimsenmemesi gerektiğini neye dayanarak öne sürebiliriz?
Çok fazla parası olan insanın parasının bir kısmına el koyup o parayı sokakta yaşayan birkaç insana dağıtmak olumlu bir sonuç değil midir? Çok zengin olan insanın el konulan parası onun için o kadar düşük miktardadır ki pratikte belki hiçbir şey fark ettirmeyecektir. Öyleyse bu olumlu sonuca ulaşmak için böyle bir politikayı savunan sonuçsalcı insana yönelik hangi karşı argüman sunulabilir? Daha olumlu bir sonuca ulaşmak için insanların silah sahibi olmasının, silah bulundurmasının engellenmesi gerektiğini söyleyen bir insana hangi gerekçeyle karşı çıkılabilir? Daha eşitlikçi bir toplumun daha olumlu bir sonuca yol açacağını, bu sebeple sosyal adalet ilkesinin benimsenmesi gerektiğini, gelirin yeniden dağıtılması gerektiğini öne süren bir insanın bu argümanlarına sonuçsalcı/faydacı/sezgici bir bakış açısıyla karşı çıkabilmek mümkün müdür?
Sık sık öne sürülen ademi merkeziyetçilik (desentralizasyon) ise liberteryenizmin gerekçesi değil ancak bir sonucu olabilir. Çünkü ademi merkeziyetçilik her zaman ve her durumda olumludur gibi bir durum söz konusu değildir. Aileler, şirketler, vakıflar, dernekler ve gönüllülük esasıyla faaliyet gösteren herhangi bir kurum sık sık merkeziyetçi bilgiye, merkeziyetçi bir yönetim biçimine başvurur. Bu kurumların işleyişi merkeziyetçi bir karakter göstermesine rağmen liberteryenizme aykırı bir durum olduğu söylenemez. Bu kurumlar merkezi hükümetlerin karşılaştığı sorunlarla karşılaşmazlar. Dolayısıyla ademi merkeziyetçilik liberteryenizmin gerekçesi olmadığı gibi ulaşılması arzulanan mutlak sonuç da olamaz.
Sonuçsalcı bir bakış açısına sahip olan liberteryenin temelsiz ve verimsiz regülasyonların kaldırılmasını, daha az regülasyonun olduğu bir sonucun arzulanması gerektiğini varsayalım. Peki temelsiz regülasyon nedir? Verimsiz regülasyon nedir? Neden daha az regülasyon arzulanmalıdır? Bu sorular sonuçsalcı bir bakış açısıyla cevaplanamayacak sorulardır. Çünkü verimlilik, az regülasyon-iyi regülasyon gibi kavramların açıklanabilmesi bunların derinine inmeyi gerektirir, bir normu/doğruyu benimsemeyi gerektirir. Belki de daha fazla regülasyon daha iyi bir sonuca yol açacaktır. Sonuçsalcı bakış açısıyla buna otomatik olarak karşı çıkmak ne kadar mantıklıdır?
Dogma Değil, Tutarlı Normlar
Liberteryenizmin gerekçesi etiktir. Etik, birçok insanın mesafeli olduğu bir kavram olabilir. Etikçi olmak dogmatik olmak gibidir değil mi? Her insanın subjektif bir ahlak anlayışının olduğu bilindiğine göre liberteryenizmi etik gerekçelerle temellendirmeye çalışmak saçma değil midir? Liberteryenizmin etik temellerine karşı çıkan insanların düştüğü hata tam olarak da budur. Burada bahsedilen etik “annene, babana iyi davranmalısın” gibi bir ahlak kuralı değildir. Spor yapmak iyidir, yalan söylemek kötüdür gibi ahlaki kurallar değildir. Her birey için geçerli olacak, tutarlı normları ifade eder. Liberteryen toplum öyle temellere sahip olmalıdır ki herhangi bir uyuşmazlık çıktığında bu temel kuralları baz alarak pratik sorunları çözmek mümkün olabilmelidir. Pratikte zor sorularla karşılaşma ihtimali ayrı bir konudur.
B’den alacaklı olduğunu iddia eden A ile kendisinin A’ya borçlu olmadığını iddia eden B arasındaki uyuşmazlıkta hangi kural baz alınmalıdır ki uyuşmazlık çözülebilsin? “Saçları daha açık renkte olan taraf haklıdır.” gibi bir normu kabul etmenin liberteryen bir duruş olmadığı aşikardır. Çünkü kural keyfidir, bazı insanları diğer insanlardan daha üstün tutacak şekilde tasarlanmıştır. A bir süre önce B’ye borç vermiş ve vakti gelince parasını geri alamamışsa; ancak A’nın saç rengi B’den daha koyuysa A’nın alacaklı olmadığına karar vermek gerekir. “A’nın zaten yeterince parası var. B’nin borçlu olduğunu kabul edersek A daha da fazla para elde etmiş olacak, B’nin parası azalacak. Bu, arzu edilen adil ve güzel bir sonuç değildir. Öyleyse A haksızdır.” gibi bir akıl yürütme ne kadar liberteryendir? Dikkat edelim ki böyle bir akıl yürütmede önceden tespit edilmiş keyfi bir sonuç vardır ve bu sonuca ulaşmak için mevcut uyuşmazlık çözülmeye çalışılır.
Liberteryen anlayış herkes için geçerli olacak şu tip normlardan oluşur:
- Her insan kendi bedeninin tam sahibidir.
- Her insan kendi bedenine sahip olduğuna göre bir insan başka birinin bedenine müdahale etmeksizin dilediğini yapmakta serbesttir.
- Doğadaki mallar başlangıçta sahipsizdir.
- Sahipsiz mallar ilk sahiplenme (homesteading) ilkesine göre sahiplenilebilir.
- İnsanlar gönüllü iş birliğiyle mal değiş tokuşu yapabilir.
Bu kuralları başka bir yazımda açıkladığım için burada ayrıntıya girmeyeceğim. Dikkat edilmesi gereken nokta bu kuralların herhangi bir kişi veya kişi grubuna ayrıcalık tanımamasıdır. Yukarıdaki örnekte A ve B’nin yaşam tarzlarının, görünüşlerinin, inançlarının hiçbir önemi yoktur. Gönüllü iş birliği sonucunda B, A’dan borç almış ve vakti gelince borcu ödeyeceğini belirtmişse; vakit geldiğinde ödeme gerçekleşmemişse B haksızdır. Borcunu A’ya geri vermelidir.
C, D’ye yumruk atıp yaralamışsa kim haklıdır? E, F’ye küfretmişse uyuşmazlık nasıl ve neye göre çözülür? İşletmesine çıplak insanları sokmayan G’yi şikayet eden H haklı mıdır? Para arzını artırmak sonuçlara bakılarak değerlendirilmesi gereken bir eylem midir? “Vergileri artırmak faydalı bir sonuca hizmet edebilir, bu sebeple kategorik olarak bir yobazmışçasına her vergi artışına karşı çıkmak doğru değildir” denebilir mi? Vergi artışlarının sonuçlarını bekleyip incelemek mi gerekir? Giyim-kuşama yönelik bir düzenlemenin sonuçlarını bekleyip bu sonuçlara göre bir karar vermek gerekir mi?
Bütün bu soruların liberteryenizm çerçevesinde cevaplanması ancak etikle, normlarla mümkündür. Özel mülkiyet ve NAP (non-agression principle) baz alınarak pratikteki uyuşmazlıklar objektif bir şekilde çözüme kavuşturulabilir. Faydacı, sonuçsalcı, sezgici veya başka bir perspektifle hareket eden insan yukarıdaki sorulara veya herhangi bir soruya keyfi olmayan bir cevap veremez.
Bu sebepledir ki liberteryenizmin ulaşmak istediği somut bir fayda/sonuç olamaz. İnsanlar özgürce hareket ettiklerinde ortaya çıkan sonuç neyse adildir; zira zorlama yoktur. Gönüllü ilişkiler sonucunda o toplumda 100 adet elma ve 4 adet armut üretiliyorsa bir sorun yoktur. “Armut üretiminin de artması gerekir” gibi objektif bir amaç/sonuç olamaz. Böyle bir amaç/sonuç bireylerin arzuladığı bir şey olabilir. Armut talebi artarsa ona göre armut arzı da artabilir; ancak böyle olmak zorunda değildir. Talep artmasına rağmen kimse daha fazla armut üretmek istemiyorsa armut üretimi 4 olarak kalmaya devam eder.
Liberteryen toplum silah sahibi bir toplumdur; ancak “herkesin silah sahibi olması gerekir” gibi objektif bir sonuca ulaşmak söz konusu değildir. Bazı insanlar silah sahibi olmadan hayatına devam etmek isteyebilir.
Binlerce örnek verilebilir. Anlaşılması gereken şey bireylerin farklı amaçlarla eylemde bulunduğudur. Her bireyin piyasaya sunduğu ve piyasadan elde etmek istediği değer farklı olduğuna göre ortak bir sonuç, ortak bir fayda olamaz. “Ortak kural” olabilir. Bu ortak temel kurallar benimsendiğinde hem bireyler özgür olacak hem de refah bir hayata ulaşmak kolaylaşacaktır. Liberteryen toplum pratikteki uyuşmazlıkları özel mülkiyet/NAP kavramları çerçevesinde çözüme kavuşturan toplumdur.
Özetle:
- İnsanların çoğunluğu doğadaki yaşamlarının varlıklarının devamını istemektedir
- Varlığını devam ettirmek isteyen insanlık bunun için en doğru yöntemin savaşmak değil barışçıl ilişkiler olduğuna kanaat getirmiştir.
- Grupçu/toplumcu bir bakış açısı özgürlük, adalet gibi ilkelerin benimsenmesine izin vermez.
- Her birey farklı olduğuna göre önemli olan bireydir, bireyin özgürlüğüdür.
- İnsanlar arasında mutlaka bir uyuşmazlık, çatışma çıkar.
- Barışçıl bir şekilde yaşamaya devam edebilmek için bu uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması gerekir.
- Uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması mutlaka ve mutlaka doğruların, normların tespit edilmesini gerektirir. Tespit edilecek bu doğrular ve normlar dini öğretilerdeki gibi subjektif tavsiyeler (x yapmayın, y yapın) değildir. Bir normu kabul etmek yobazlık, gericilik, dogma değildir.
- Bir doğru veya norm yoksa, herhangi bir politika önerisini değerlendirmek mümkün değildir. Yapılacak her değerlendirme keyfi olacaktır.
- Araçların veya politikaların sonuçlarına, etkilerine bakarak bir değerlendirme yapmaya çalışmak liberteryenizmle bağdaşmaz.
